Ülkenin içinde bulunduğu şartlar ve yaşadığımız sorunlara değin problemlerin dur duracağı yok gibi. Gerçek yaşamın görülmek istenmeyen/önemsenmeyen insanın fizyolojik gereksinimi olsun, kişi hak ve hürriyetleri, çağdaş ulusların çok gerisinden takip edilmektedir.
Vatan Gazetesi yazarı, Mine Gökçe Kırıkkanatın, ‘Deha özgürlük gereksinir’ adlı köşe yazısına bir anekdot düşeceğim, ne diyordu% ’ ’ Pozitif bilimin ilerlemek için özgür beyinlere, özgür beyinlerin çoğalmak için pozitif bilime gereksinimi var. Bu eğitimi sağlamayan ülke, ancak parası olduğu kadar yaşar.’ ‘
Kendisini geliştirmeyip, günün koşullarına ayak uyduramayan halk, bu parası bir gün tükenince yapacağı şey, el âleme avuç açacağıdır... Ayrıca Sevgili Mine Gökçe Kırıkkanat, bir gerçek daha var% Bu bilim, bin asırlık insan tarihinde, ancak varlığını özellikle 19.yüzyılın, hatta ikinci yarısında gösterebilmiştir. İnsanın bitmez demeyen hırsını bir yana koyalım, din kavgaları kalem üstünde, kimi zamansa zor kullanarak devam etmektedir. Her asırda bir takım buluşlar, öve öve bitirilmeyip, aynı isimler belleklere kazdırıldı. Üzüldüğüm ülkelerin sahip çıkışları değil, farkında olmadıkları bu yeniliğin, çok zaman durması, insanın dünyamızın varlığını tehlikeye sokacak, kitlesel silahlara, karanlık çalışmalara yön vermesidir. Oysa toplum bilincine ulaşabilmek için, iyi eğitim almış, yarınları görebilen milleti ve vatanı için canını esirgemeyen, dünyamıza aynı oranda sahip çıkabilecek aydınlık beyinlere ihtiyacı var.
* * *
Cumhuriyetin resmen ilan edildiği 1923’ten beri, kabul edelim etmeyelim, rejimin teminatı olan bağımsız yargımız ve hâkimiyetin milletin olduğu T.B.M.M. hükümetine karşın, anayasal olmayan, mevcut hükümeti deviren askeri darbeler, gündemden uzun seneler düşmeyen güç olmuştur.
Gel gelelim bugün, Anayasa paketlerinde üzerinde durulan, madalyonun diğer yüzünde, muhalif cephesinde, sular durmak bilmiyor. Neden mi? Gelişen dünyaya ayak uyduramayan, akımların güç kazanıp, istedikleri/işaretleri doğrultusunda kadrolaşması için, zeminin var edilmesi, sistemin ana hatlarını bile, sorgular duruma gelebilme kuvvetini bulmasıyla, içinden çıkılmaz bir durumun, ülkeyi karanlıklara boğma düşüncesidir.
Şu sıralar gündemde bulunan Anayasa paketi, hukukçuları bölmüş durumdadır. Ya halkımız? Bir kere çoğunluk henüz olup bitenden habersiz/yeterince bilgisi olmayan bir kesimden oluşmaktadır. Yargı mensupları ve hukukçular mevcut yasalar ve hukuk sistemine karşın çok kapsamlı eleştiri/öneri getirememekteler. Mecliste bulunan muhalefet partileriyle, mutabık sağlanamamıştır. İktidarın tek başına ferdi hareketi, mecliste hoş olmayan görüntüleri yaşatmaktadır. Bu demek değildir yargının, demokratikleştirme eğiliminde olmadığım, yasa tasarısında geniş kitlenin beğenisini karşılayacak, düzenlemelerin bulunmadığıdır. Sorun, paketin salt bir partinin çatısında, şekil alıp yol almasıdır.