Padişah ve yanındakiler geyik avına çıkmışlar. Geyik önde onlar arkada bir hayli yol aldıkları halde, bir türlü geyiği avlayamamışlar. İleride bir çoban kulübesi görürler. Oraya giderek biraz soluklanmak ve su içmek isterler.
Kapıyı çaldıklarında karşılarına Çoban Ayaz çıkar.
– Buyurun beyim ne istemiştiniz?
– Biz yorgun avcılarız bize bir yudum suyun var mı ikram edecek?
– Hemen beyim buyurun içeri. Diyen ayaz misafirleri içeri alır. Bir süre su almak için gittiği mutfak gibi yerden çıkmaz ve misafirler merak edecekleri noktada onlara sayıları kadar kasede su getirir. Ne garip ki her kasenin içinde suyun üzerinde yüzen üç saman çöpü bulunmaktadır. Suları bu saman çöpleri ile birlikte yutmak istemeyen Padişah ve adamları süze, süze suyu yudumlarlar ve sorarlar
– Ayaz efendi bu suyun üzerinde yüzen saman çöpleri de neyin nesiydi?
– Efendim siz terli olarak içeri girdiniz, dikkat ettiyseniz size suyu sabrınız taşmak üzereyken getirdim. Üstüne üstlük içine saman çöplerini de kasıtlı koydum. Eğer gelir gelmez size suyu sunsaydım ve üstünde saman çöpleri olmasaydı siz hemen suyu içecek ve hasta olacaktınız. Benimkisi iyilik olmaktan çıkıp kötülük olacaktı.
– Allah senden razı olsun Ayaz efendi, yolun düşerde şehre inersen, bu benim işaretim bunu sen al sarayın kapısından seni almayacak olurlarsa bunu göster ve bana ulaş olur mu?
– Peki devletlim inşallah işim düşmez sizi de rahatsız etmem.
Bir hayli zaman sonra sıkıntıya düşen Ayaz şehre iner ve padişahın sarayına gelir. Kapıdakiler önce onu kapıdan kovarak uzaklaştırmak isterler. “Sen kim padişah hazretlerini rahatsız etmek kim” diye bağırırlar. Cep telefonu da yok ki önceden verdiği telefon numarasından arasa. Gerçi şimdilerde Padişahlarda birkaç tane cep telefonu oluyor birisinin numarası sıradan halka veriliyor, canı isterse açılıyor. Diğer numara çok özel kişilere ve ekabil takımına veriliyor, onların aramaları cevapsız bırakılmıyor. Hatda herkese numarası verilen telefonu aradığınızda karşınıza her zaman vezirlerden biri çıkıyor “buyurun padişahın telefonu, padişahım toplantıda ben ileteyim notunuzu” diye cevap veriyor.
Hemen aklına padişahın ona verdiği işaret berat aklına geliyor ve onu gösterince kapılar sonuna kadar açılıyor. Padişaha ulaşıyor. Derdini anlatınca Ayaz, Padişah
- Ayaz canını sıkma şu bahçıvanın yardımcısı olarak göreve başla ve şu senin kulübene benzer kulübede yaşa.
- Allah razı olsun devleti padişahım sen çok yaşa. Der ve işini en iyi şekilde yaparak kademe, kademe yükselerek önce bahçıvan başı, seneler sonrada Vezirlerin başı olur. Ancak çevresindekiler onu çekemez padişaha şikayet ederler
- Efendim Vezirlerin başı Ayaz günde iki kez eski kulübesine gidiyor.
- Ne var bunda bırakın gitsin.
- Efendim hazineden çaldıklarını büyük bir ihtimal oraya saklıyor
- Olmaz öyle şey.
- Efendim siz ona çok güveniyorsunuz amma isterseniz kontrol edelim
- Olur alın bakalım yanımıza mezar kazıcılarını, basalım onun eski kulübesini. Baskın yapılan kulübede Ayazın gözü önünde kazı yapılır hiç bir şey çıkmaz.
- Ayaz efendi nedir bu günde iki kez bu eski kulübeye girip çıkmanın sırrı?
- Efendim bana verdiğiniz görev çok riskli, bende onu hakkıyla yapabilmek için günde iki kez şu duvarda asılı eski çarığımı ve çoban kepeneğime bakıyor, eski halimi unutmamak için kedi kendime “Oğlum ayaz geçmişini unutma sen bir garip çobandın, kimseye ama hiç kimseye yanlış yapma.” demek için bu eski kulübeme girip çıkıyorum.
- “Bakınız efendiler Veziri azam Ayaz ile aranızdaki fark işte bu. O geçmişini hiç unutmadı ve ondan hiç utanmadı. Sizler ise söylememe bile gerek yok asaletinizin gereğini yapıyorsunuz.” Diyen padişah çok iyi bir karar verdiğini düşünerek oradan uzaklaşır.
Hiç bir şey söylemiyorum. Yorum, takdir, her şey sizin. Sizleri Allaha havale ediyorum. Mehmet KIZILASLAN 2010-06-30