Bu ülkenin ,gören gözleri ,mağaradaki jurnallerime sosyolojik temler yüklüyordu.
Mürekkep okyanusuna bakan pencerenin yanında yatağımı serdim. Başımın altına kitaplar ve yazılar koydum. Üstüme tüm öğrendiklerimi seriverdim. Yatağımın yanında bilgisayar ve iletişimin bütün iletileri vardı. Gözlerim sadece okuyuşu görüyor.
Fikri ,ilmi ,mürekkebi bir uykudaydım. Uykum,kitapların kapakları arasında. göz açmak ve kapak açmak kapatmak arasında ,ilmi bir yatak bulmuştum. Gece tam ilimsizlik karanlığındaydı. Çağ uyuyor. Bütün çağdaşlarda uykuda. Bir avuç aydının ilmi penceresi yanıyordu. Çağ yeni ilmi bir hastalığa yakalanmıştı. Uyumak ile uyutulmak ,uyumamak ile uyutulmamak arasında uyku uykuları vardı. Bu çağda uyumayı sevmiyorum .Uyutuyorlar zoraki.
. Bir hayatın orta yerinde okumaya uyukladım. Yıllardır mürekkebi bir susuzluk yaşıyorum. Bu yüzden Mürekkep Okyanusunun Bilim ve Sanat adasında,Yazı apartmanın edebi türler dairesinde oturup,rüya görmeyi bekliyordum. Garptan esen ilmi tufanlar mürekkep okyanusumu dalgalandırıyor,yerli ırmaklarımda esen meltemlerim de beni ancak yazı katına taşıyor. Şark’ta doğan güneşlerin sıcaklığı yazı apartmanımı daha da ısıtıyor. Yazmak ile yazılmak,okumak ile okunmak,bilmek ile bilinmek,öğrenmek ile öğretmek ,yaşamak ile yaşatmak,ölmek ile ölümsüzleşmek arasında bir büyük rüya görmeyi düşlüyordum
Bu zoraki uyuklamaların birisinde ,gözleri dünyanın gözünü açmak için görmeyen, beyninde ansiklopedik bilgiler yüklü, fikri bir bakışı olan ; güleç yüzlü, elinde kitaplar,dilinde dünyayı etrafında dolandıran sözler,kalbinde güneşe ışık veren inançlar ,bir ilim sevdalısı,bir fikir şelalesi,bir medeniyet birikimi, bir davanın davisi, muhteşem bir maziyle giyinen ,çıplak bir geleceğe fikri inkılaplar giydiren, bir münevver gördüm. Yıllardır onun hayallerinde binlerce bilge güneşleniyordu. İlmi güneşi batmayan ve tüm okumuşların ve yazmışları aydınlatan güneş.
-Çağcıl kuşkularla yanına yanaştım.
-Üstat, dedim. -Buyurun Genç Bilge.
Ben sizin bir hayranınızım. Gözleri görürcesine kafasını kaldırıp, baktı. Bana baktı ilmi tecessüs dalgalanıyor ,bende fikri bir mutluluk başlıyor.
Genç Bilge: Muhteşem bir maziyi daha muhteşem,bir istikbale bağlayan bir köprü olmak isterdim.
Sizin gibi hayranlarımın olması beni mutlu ediyor. Siz,atinin kuşağını, ilimsizlik uykusundan uyandırmak için hayatımı ,gözlerimi feda ettim.
-Üstat , sizce gençlik nedir?
Batının bit pazarında ithal edilen bu hazır elbiseleri küçümseyerek giyen bir nesil yada” Avrupalı gözüyle bir az gelişmiş y da mazideki ihtişamından utanan ,genç batının her nazına ,her cilvesine katlanan bir aşık. Ben bu gençlerden değilim,kendi yağımla kavrulan bir mürekkep çiftcisiyim.
-Üstat:Bir zamanlar Türkçe konuşan birer Fransızdık. Üstadım şimdi ise Türkçe konuşan birer Amerikalıyız . Demek ki ektiklerim hala hasılatını vermedi ?.
Bütün Kur’anları, yaksak,bütün camileri yıksak,Avrupalının gözünde Osmanlıyız .Yani İslam.
- Bizdeki yabancılaşma yada başka kültürlere yönelme hastalığının sebebi ne olabilir.
- Elini boynuma doladı,Genç Bilge dedi:
- Türk düşünce tarihi,ülkesiyle göbek bağını koparan,bir intelijansiyanın dramı. Bu bahtsız kafilenin taşıyacağı içtimai sınıf yok,vatanında gariptir.
- Açıklayıcısı,ekalliyet ve Avrupa...Avrupa”
“Çağ bir arayış humması,içindedir. kah bedbin ,kah ümit dolu”
-Üstat,peki çözüm nedir? Bu çağın hummalı muammasından nasıl kurtulabiliriz.
-Üstat”: Bütün ideolojilere kapıları açmak,hepsini tartışmak,ve Türkiyenin kadri onların aydınlığında ;fakat tarihimizin büyük mirasına dayanarak,inşa etmek işte doğru yol. Çünkü kılavuzların sesi çılgın kahkahalar arsında boğulmuş.
Sohbetimiz devam ederken,yüzündeki ifadeler üzütüntüyü tümlüyordu. Karşısında ektiği tohumun tarlasında yetişen hasta bir çağın mürekkep çiftçisini görünce biraz umutlanmıştı. Bütün yazarlar mı yoksa o mu çok duygusaldı. Mazi ile ati arasındaki hali tahlil ederken adeta görmeyen gözyaşları damladı.
-Üstat,gerçek yol nedir. ben bir yolcuyum. Yolumu bulmak istiyorum .
-Üstat :Ben gerçek yolu kırk dördünden sonra buldum.” Gerçek yol bildiğin ve gittiğin kutsi yoldur. Kutsal ile kurallar arasında mazisini bilen ,halini tam yaşayan ve atisine eser ve iz bırakan yol.
-Üstat::Peki bu yoldaki silahımız ne olmalı.
-Üstat:Bir kılıcın kazandığını bir başka kılıç yok edebilir. Kalemle yapılan fetihler tarihe mal olur. yani ebediyete.
-Sözle ,yazıyla kazanılmayacak savaş yoktur.
--Karanlıkları devirmek,aydınlık bir çağın kapılarını açmak için mükemmel -silah:Kalem
-Kavga ,insanla kader arasında değil,artık. İnsanla kalem arasında
-Kalem aklın dilidir.
Düşünce ,kitap,yazmak,okumak,öğrenmek,teknoloji ve bunu besleyen inançla mı gitmeliyiz dedim .
-Üstat:Düşünce bir köprü,kıldan ince,kılıçtan keskin, kalabalıklar geçmez üzerinden
-Kitap,tılsımlı bir saray,kapıları ilk gelene açmaz .
-Her kitapta kendimizi okuruz,kendimizi konuşuruz.
-Kitap meçhule açılan bir kapıdır,yani masala esrara,sonsuza...
Daha sonra,kütüphanesine gittik. Yedi kıtanın eserler çeşnisi göze çarpıyordu,
Gandi,Balzac,Machivelli,Frued,Kemal Tahir, Cevdet Paşa,Ziya Paşa, Mehmet Akif,Necip Fazıl,Nazım Hikmet, Said-i Nursi, Hind, İbn Haldun,dünya çeşnisi bir arada. Binlerce kitap ve eskimiş bir daktilo.Yazmak ile okumak arasında bir hayat. Çağları ve beyinleri aydınlatacak bir güneşi bir fikir tecessüsü beni iyice ilga ediyordu.
Kütüphaneyi geziyoruz beraber yani kitap dünyasını. Hülagi’ye inat Bir Bağdat kütüphanesi kurmak istiyorcasına kitap doldurmuş.
-Üstat: bu kadar kitabı okudunuz mu?
-Üstat, hayır ben onları okumadım ,onlar beni okuyor.
-Üstat: Niçin okuma zorunluluğu hissettin, neden okuyorsunuz?
-Üstat,Kitabi bir gülümsemeyle güldü. Bir çağın,vicdanı olmak isterdim,doğrusu bir ülkenin. Yazdıklarımı bir mükafat olarak sunmak istedim .
Dahası,muhteşem bir maziyi atiye taşıyacak ilmi bir güneş olmak istedim. Mazlum medeniyetim sesi olmak istedim.
-Üstat:Bu idealin geçek oldu mu.?Olup olmamsı o kadar önemli değil ki. Ama şuna çok eminim ki yazdıkalarım birer güneş ışığı olacak,kısacası ben dünya için bütün dünyayı okudum.
Bu sözleri söylerken bir taraftan da ,akşam okuyacağı kitapları raftan alıyordu. onun vitrininde dünyanın bütün güzellerini giydirecek fikri elbiseler mevcuttu. Sade bir hayat fakat bilgi ve aktüalite dolu bir yaşamı hemen hissediliyordu. Odası ,kütüphanesi o kadar düzenliydi ki her şey sanki fabrika çıkışı gibi. sözcükleri ve cümleleri gibiydi her şey. Bilgi,sadelik,kalite,düzenlilik,zamandan tassaruf ,kısacası her şeyde ekonomik tasarrufu başarmış bir deha olduğunu hissedebiliyor insan.
Çalışma masasında eserler çeşnisi hemen göze çarpıyordu. Daktilosunda ,yarıladığı bir yazısı vardı. Kitaplarda notlar almış, ve bu notları biriktirmiş bir şekilde bırakmıştı . Yazacağı yazılarında kullanacağına benziyordu. Ansiklopedik bir deha,yazının ruhundan anlayan bir ruhbilimci,cümlelere altın anlam yükleyen bir deha abidesinin ortamını görünce hayranlık içerisinde kalakalmıştım.
-Üstat,çalışma masasına oturdu. ben de Yanındaki sandalyeye oturdum. Sohbete dahası sorular sormaya devam ettim.
n Bir gazeteci gibi soru soruyorsun ,Sohbetten çok bir röportaja benzedi.
n _Hayır üstadım dedim. Bir medeniyetin birikiminden feyz almak, dahası çağı ve çağları yorumlayan bilgelik hazinenizin oluşumunu ve bu hazinenin atiye ve hale olan etkisini öğrenmek ve bunları yaşamak yaşatan ölümsüzleştirmektir.
n -Üstat dedim,biraz da yazı ve ve edebiyat,fikirden bahsedelim,
n -Üstat,hay hay.dedi.
n -Üstat, önce sizce nesir nedir? ,ne değildir? nesrin bizdeki önemi nasıl ?
n -Üstat;çok yavaş bir edayla hepsini yavaş anlatmaya başladı
n Nesir,bütün nazımları kucaklayan orkestra?Girift ve kamil.
n Kur’an mensurdur. Yedi Askı şairlerini secdeye kapandıran bir nesir.
n -Üstat ya nazım nedir?
n -Üstat:Nazım,imkanlarını araştıran düşünce hatalarını bağışlatmak için,musikinin yardımına muhtaç.
n Nazım,ifadenin çocukluğu,:Sevimli ve serkeş.
n Sonra aydın bir dünya için neden aydın olduğunu sorduğumda
n -Üstat,Aydın kendi kafasıyla,düşünen,kendi gözüyle hisseden, kişi.
n “Aydını aydın yapan uyanık bir şuur,tetikte,bir dikkat,hakikattin bütünün kucaklayan bir tecessüs.
n -Üstat, cümlelerle fotoğrafını çizdiğin aydın biz de var mı?
n -Üstat,gülümseyerek. Tanzimat sonrasında Türk aydınına yakışan sıfat müstağrip. edebiyatımız gölge,düşüncesiz,bir gölge düşünce,...ve üç nebi itibardır. Taklit, intihal ,tercüme.
n Karanlığa o kadar alışmışımız ki yıldızlar bile bizi rahat ediyor.
n -Üstat,bu kadar niye karamsarsınız ,dediğimde gözünde yaşlar akmaya başladı.
n -,Genç Bilge: diye seslendi .
n Hafızasını kaybeden bu nesli biz mahvettik,bu cinayet hepimizin eseri yani aydınların.
n Zavallı dostum:”Büyüklerine yalnız acılarınla benzeyeceksin. Bu sözü söylediğinde gözyaşlarının akışı nazım ipliği gibi sıralanıyordu.
n -Üstat, dedim acılarımız bile keşke büyüklerimize benzese. Ne büyüklerimize ne de büyüttüklerimize de nede büyülediklerimiz yani batıya benziyoruz .
n -Üstat,”Şuurlu bir topluluk haysiyetini kaybetmez.
n Her şey, mukkadesatın emrinde olmalı.
Emrinde olduklarımız başka emirlere amade,her şey bir çıkmaza doğru bir ideolojiye doğru gidiyor. dünya ideolojilerin merkezkaç kuvveti .