Bu gece yorgun bir yaralının kalbi gibiyim, bu gece katlanılmaz geliyor saniyelerime, dakikalarım yok, saatlerim kendi içinde yoksun çaresiz, beni asan bir zaman olmuş.
Ne yapsak olmuyor, ne yapsak sevilmiyor yaşamın ne eni ne boyu, ne endamı ne pembe yanakları, çirkin çirkin sırıtan dudakları. Sevilmiyor, sevdirmiyor kendini bedenim, soluklanışım, ayakta kalışım, bundandır ki hep arkada bekleyen yolcuları ite kaka yol ala ala sevinilesi yaprakları toplayamıyorum. Avuçlarım boş kalıyor, ne yaparsam yapayım avuçlarım boş kalıyor, ne alırsam alayım şu hayattan, bütün tasarrufları sanki ellerimden kesiliyor.
Keşke bu sayfanın diğer tarafı renkli başlasaydı, siyah beyaz açılmış ilk sayfanın izi silinseydi taştan topraktan, silinseydi her ayrıntısı her günümden gecemden, Yine bir gece gelseydi, bir gece gelseydin sen hayat, sen beni okşaya okşaya alıp sırtına, götürseydin hep gittiğin o köylere, dağlara bayırlara. Beni öylece salıverseydin bir nehrin kenarından suyun akışına. Keşke demek yeter mi bu özgürlüğe, bir keşke tutar mı bir kerelik, keşkesi olur mu ki hayatın!!!
Anlamıyorum sade satenli, entarili, külahı kahverengi köy çocuğu, sen nerdesin, hangi gün süt satarsın, hangi gün ağlarsın, hangi gün oyunların çok uzun sürer, çok heyecanlı geçer, çok hırslanırsın yenmek için, ne zaman kaybettiğinde boynunu büker üzülmeyi ama unutursun.
Sen gel bir zaman, sana bir şey diyeceğim, sana diyecek lafım yok, ben unutmuşum işte her lafı sözü, enini sonunu ömrümün, tutulmuş dilim, söyleyecek sözüm yok!
Benden başkasına gitme, bak gidersen eğer, ben kör olurum, gözlerim ne seni görür artik, ne saçlarımı, ne ellerimi, ellerinin üstünde yücelen. Bak eğer gidersen ben olamam, ben olmuş değilimdir o zaman belki artik, belki sen bile kalmazsın artık, dağ eteklerine savururlar seni, kahrederler ömrünü, ömrümü alıp gitme bu yüzden, çünkü bu yüzden gidilmez…
Yazık ne kadar yazık ettiniz siz, hayati yenerek, yenmiş gibi yaparak, ne kadar zannetiniz ki kazandığınızı, yazık ki ne yazık, ben yenilmekle yücelen tanrının kutsal emaneti kendi kendime bağışladığım. Yazık ki hem ne yazık, söyledikleriniz yalandı demek, demek ben yanıldım, demek hayat üçyüz metrelik bir stadyumdu, üzerinde dönüp dolaşıp aynı yerde koşturduğum, demek ben yanlış gördüm önümü, sağımı solumu, bana da yazık!!!
Kalmışım ara bir yerinde hayatın, sıkışmışım demirler arasında, yüreğime saplanmış hain bir bıçak, kaçamamış yakalanmışım dikenli tellerine hayatın takılmış kazağım ömrümün son sınırında kaçak düşmüşüm, tek aranan benim şimdi, tek suçlu benim şimdi, haykırışlarım tıkalı kalmış kursağımda ben vurulmuşum orta yerinde şimdi hayatın. Şimdi ortada bir başıma ölümün güzel kokusuyla geçiyor günlerim gecelerim, en çok bu gece güzel kokuyor ölüm, en çok bu gece ben ölmüş gibiyim.
Kaybettim seni, ben meğersem çoktan yol almış gitmişim, kokusuna vurulmuş yüreğim, karşı koyamamamışım, elimden ne gelir, ben çaresiz bir kasaba çocuğuyum, alnım hiç açtırılmamış, gözlerim açtırılmamış, yasak yaşamışım her ayrıntısını hayatın, elimden ne gelir, ben suçlu düşmüşüm şimdi, şimdi artik uykusunda bile ölümün belki de hala kovalanacağım ölesiye!!!