EVRENSEL ADALET ANLAYIŞI (YARGI ETİĞİNİN YOL GÖSTERİCİSİ OLMALIDIR)/kurtuluş
EVRENSEL ADALET ANLAYIŞI (YARGI ETİĞİNİN YOL GÖSTERİCİSİ OLMALIDIR)/kurtuluş
Aslında adalet ve etik ontolojik kavramlardır, yani olgusal olarak var olmadığı halde kolektif bir algılama ile var sayılmaktadır. Uluslararası sistemde bu kolektif algının oluşmasına katkı yapacak en güçlü irade hegemon güçtür.(1)Bin yıllardan bu yana adalet insanlığın peşinde koştuğu önemli bir değer ve aynı zamanda bu özelliği dolayısıyla egemenliği meşrulaştırmanın başlıca unsurlarından biri sayıla gelmiştir. Ortak çıkarları ve üstün tutulan hedefleri belirleme gücünü yani egemenliği elinde bulunduran, bulundurduğu bu egemenliği toplum yaşamının tüm alanlarına sindiren halka hesap vermeyen, siyaseten sorumsuz, oligarşik iktidara sahip olanlar, siyasi meşruiyet kaynağı olarak gördükleri adaleti dağıtmak gibi işlevleri olduğunu halka empoze etmişlerdir.Bahsi geçen bu egemenliğin adaletle özdeş tutulan tanrıdan geldiğine inanılan toplumlarda iktidarı elinde tutan monarka yüklenen adalet misyonu daha fazla önem kazanmaktaydı.(2)
İnsanoğlunun aklın gücünü kavrayıp da akıl kıvılcımıyla tutuşturduğu aydınlanma ateşiyle insanın bütün ruhunu işgal etmiş karanlık buzulları eritmesinden sonra eriştiği yeni çağda modernleşme ve küreselleşme kavramları, parçalanan imparatorlukların ve yeni kurulan ulus-devletlerin üzerine çıkabilecek ortak değerler çerçevesinde "büyük gerçek"i yani evrensel bir adalet anlayışı keşfetmiştir.(3) * Ahmet Altan’ın deyimiyle “Yugoslavya’da katliam yapan, Afrika’da insanları öldüren liderler, insanlığın ortak mahkemesinin huzuruna çıkarılıyor.Yöneticilerin kendi halklarına ya da başka halklara karşı işledikleri suçlar, bütün “insanlığa” karşı işlenmiş kabul ediliyor.“Bir yönetici kendi halkına karşı istediği suçu işleyebilir, o ülke bağımsız olduğu için buna kimse karışamaz” anlayışı bitiyor.Artık o anlamda hiçbir yönetici “bağımsız” değil.Bütün halklar, insanlık denilen büyük camianın parçası ” dır.(4)
“‘Evrensel adalet’ İsrail’in peşinde” başlıklı Star Gazetsi’nde ki bir haber bu anlayışa örnektir.Bu haber şöyledir: “İSPANYA’DA bir yargıç, İsrail’in 2002’de Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği saldırılarla ilgili soruşturma başlatılması talebini kabul etti. Dava dilekçesinde Dönemin Savunma Bakanı Binyamin Ben-Eliezer ve Genelkurmay Başkanı Dan Halutz’un da aralarında bulunduğu İsrailli 6 yetkili, insanlığa karşı suç işlemekle itham ediliyor. ‘Evrensel adalet’ adına başvuru dilekçesini kabul ettiğini söyleyen Hakim Fernando Andreu, saldırının ‘orantısız’ olduğuna hükmetti. İsrail’in Hamas liderlerinden Salih Şehade’yi hedef aldığı saldırıda 14 kişi ölmüş, 100 kişi de yaralanmıştı.” (5)
Bu durumun tersi gelişmelerde görülmektedir. 2000’li yıllardaki siyasi gelişmeler, çatışmalar ve krizler, olumlu örneklerin bile küresel aktörlerin tek taraflı bakış açılarını yansıttığını ve küresel bir adalet anlayışına yönelik hukuki ve etik bir uzlaşmadan uzaklaşıldığını gösterdi. (6) Örneğin, ABD’DEN Çin’e kadar pek çok ülkede insanlığa karşı işlenen suçları, ‘evrensel adalet’ prensibi çerçevesinde yargılayan İspanya Ulusal Mahkemesi’nin yetkileri, İspanya Kongresi tarafından sınırlandırılmıştır. Wall Street Journal’a göre, İspanya Kongresi’nin kararında yabancı hükümetlerin baskısı etkili olmuştur. Yüksek profilli davalara da bakan İspanya Ulusal Mahkemesi’nin yargılama yetkisini kısıtlandıran yasa taslağına göre, mahkeme sadece İspanya topraklarında işlenen veya İspanyol vatandaşlarını doğrudan etkileyen olaylarla ilgilenebilecek. İnsan hakları savunucuları, suçluların dokunulmaz olacağını belirterek karara tepki gösterirken, halen Irak’tan Ruanda’ya kadar 13 dava dosyasını soruşturan İspanya Ulusal Mahkemesi’nin 6 soruşturma hákiminin yetkilerini kaybedebileceği belirtilmiştir..(REUTERS)(7) Bu da göstermektedir ki, iktidarlar her zaman evrensel adalet anlayışı yerine kendi adalet anlayışlarını geçerli kılmak için kendi hukuklarını yaratmaktan geri kalmayıp, hukukun iktidarına son vermek eğilimindedirler. Bu eğilimi de nasyonal sosyalist Hitler iktidarında da çok açık görüleceği gibi “milli irade” kavramına “çoğunluk oyuyla her şeyi yapabileceğini zanneden” yanlış anlamlar yükleyerek kuvvetlendirmek istemişlerdir. Bu şekilde demokratik meşruiyeti çiğneyerek evrensel adalet anlayışına önce kendi ülkelerinde sonrada başka başka coğrafyalarda geri kalmış çağ dışı zihniyetlere örnek olarak son vermişlerdir. Hatta bu anlayış bulaşıcı bir hastalık gibi ülkeden ülkeye, zamandan zamana yayılıp sürgit devam edegelmiştir. Bu durumu iktidarın yozlaştırıcı doğası ile birlikte düşündüğümüzde nasıl da faşist bir adalet anlayışı egemen olacaktır, çok açık değil mi?
Artık yeni binyıla girdik ve bu binyılda adaletin tek bir ölçüsü vardır o da vicdandır.Cicdana aykırı olan adaletli değildir.Bir kararın adaletli olup olamadığının değerlendirmesini vicdanlarımızda muhakeme ederek yapmalıyız. Ama sahip olduğumuz vicdan duygusuna hukuk elbisesi giydirmemiz koşuldur. Hukukun elbisesini giymiş vicdan adalet yolunda üşümez. Çünkü o vicdan artık “hukuksal bir vicdan” dır. Hukuksal vicdana sahip bir adalet anlayışı da evrensel adalet anlayışıdır. Sami Selçuk’tan bir aktarma yapacak olursak,”gerçi, “gerçek hemen üstün gelmez, sadece ona saldıranların soyu tükenir” (Max Planck) denmiştir.Ama, ben Türk hukukçusunun bu hızlı değişimde uzun süre beklemeye katlanabileceklerini sanmıyorum. Çünkü, hukukta yanlış görüş ve karar, her an patlamaya hazır bir kraterdir.” (8) Hukuksal vicdan” sessiz ama en kuvvetli bir ahlak anlayışıdır. Bu sessiz ahlak anlayışı filozofların belirsiz sözlerinden daha güçlü ve daha etkileyicidir. Bireyleri ahlaklı davranmaya sevk eden en güçlü kuvvettir.Eşitliği, özgürlüğü ve haklının hakkaniyete uygun hakkının teslimini içinde yaşatır ve gerektiğinde en güçlü şekilde boy verir. (9) İşte tam da bu nedenle Themis kendi halinde bir kadın değildir. Themis insanlığın ortak bilincinde 'Adalet'i temsil eder. (10)
Bu konuda son olarak Prof. Dr. Sami Selçuk’un, şu sözünü hatırlatmakta fayda vardır. “Dostoyevski’nin 1866’da yayımlanan “Suç ve Ceza” yapıtı 2000’lerde 1866’nın kavramlarıyla yorumlanamaz. Türkiye eurocratie’nin sınırları içindedir. Hukuki hinterlandımızı iyi okumak, adalet dağıtırken, Türk insanının da çağcıl güzellikleri paylaşmasını sağlamak zorundayız.” (11)
*********** 1- Guantanamo Kapatılması, İnsan Hakları ve Evrensel Adalet,Yasin ATLIOĞLU,28/01/2009, http://www.bilgesam.com/tr,erişim tarhi 31.08.2009 2-Guantanamo Kapatılması, İnsan Hakları ve Evrensel Adalet,Yasin ATLIOĞLU,28/01/2009, http://www.bilgesam.com/tr,erişim tarhi 31.08.2009 3-Guantanamo Kapatılması, İnsan Hakları ve Evrensel Adalet,Yasin ATLIOĞLU,28/01/2009, http://www.bilgesam.com/tr,erişim tarhi 31.08.2009 4-Bir sanık,Ahmet Altan –Taraf Gazetesi 19.08.2008 5-Star Gazetesi,30 Ocak 2009 6-Guantanamo Kapatılması, İnsan Hakları ve Evrensel Adalet,Yasin ATLIOĞLU,28/01/2009, http://www.bilgesam.com/tr,erişim tarhi 31.08.2009 7- Bakınız,Star Gazetesi,21 Mayıs 2009 8- Yargının İyileştirilmesi / Düzeltilmesi Hazırlayan:Prof. Dr. Sami Selçuk Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Rapor No: 10 http://www.bilgesam.org,erişim tarihi 30.11.2009 9-Meslek Ahlakı Öğr.Gör. Gülsün İŞSEVEROĞLU http://www.isgucdergi.org,erişim tarihi 23.09.2009 10- Sıradan bir kadın 'Adalet',Nihal Kemaloğlu,Akşam,30.04.2009 11-Yargının İyileştirilmesi / Düzeltilmesi Hazırlayan:Prof. Dr. Sami Selçuk Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Rapor No: 10 http://www.bilgesam.org,erişim tarihi 30.11.2009