Aşkın yakın tarihinde ayrılık, korkulu bir rüyadır Ve aşka kimse sonuna kadar güvenmez Ne de olsa sürekli yeni bir trend… Aslında aşkın doğarken verdiği bu mesajdır hep; Ama kimse hem de hiç kimse yanıt veremez Acısına saygısızlık etmeden aşkın, Çünkü o çocukluğumuzda bıraktığımız acılar gibidir. Hiç bir zaman alamazsınız avuçlarınızın içindedir, kalp gibi. İçin titrer, yaşlı bedenin taşıyamaz o eski duyguları, Fakat yine de içindeki açlığını duyarsın aşkın ne acı… Evet ne acı ki, tehdit edici ve küstah bir gürültüyle haykırırsın nerede diye Bütün toplum da kendisi ve kendi gibiler gibi açtı, oysa tok aşka, Kuzey ülkelerinin gerçek mide tokluğuyla bir… Demek ki neymiş, herkes bereketiyle gelmiyormuş dünyaya, Herkesin sevgiyle gelmediği gibi… Aşkın “obez” leri az değil aslında “açlık sınırı” sayısından. Evde çocukları olmasa, Kendisi çoktan açlıktan ölmeye razı bir Anadolu kadını aslında sevgili Aşk açlığından ağlayan kalbine daha fazla bakmaya cesareti olmayacak kadar… Ona dair bütün hayalleri belki de ciddiye alınması gereken fantastik bir film kurgusu Ve başrollerini iki kişinin paylaştığı harika bir aşk filmi konusu, ama olanaksız… Belki de sadece denizi hatırlatan yeryüzünün en küçük kara parçası yüze hayran, hepsi bu… Ya da istenildiği kadar 'U dönüşü' yapılmasına olanak tanıyan platonik bir buluş sevgiden Hiç olmadı aynı adada Robinson ve Cuma, her zaman birlikte ve gemi gelmemecesine. Yok yok en iyisi bir okyanus, deniz ya da göl ortasında Başıboş özgürlükçü bir kara parçası sevgili. O’ysa imar planında bir yol, Tapuya tescili yapılmayan sınırların ayırdığı arazi parseli. Yoksa bütün bunlar önüne çıkan bütün hüzünlerin ortak adresi ümitsizliğin işareti mi? Hey gidi hey! bir zamanların kudretli, yaşlı ve eğilmez ağacı! Düşen bir yaprak olmuş, Hem de cılız bir kaç daldan ibaret küçük ağaç müsveddesinde. Beceremez hiç bir zaman Sevgi gibi ağırbaşlı ve ıstırap veren düşüncelerin adamı olmayı; Lakin yağmur içine akmakta Sanki 14 Şubat günlerinde Hemde her yıl istisnasız… Bütün aşkı şifrelesek de gerçek itiraftan kaçılamıyor nihayet Platonizmin dinamik pişmanlığında ipuçlarını veriyor her satırda Yazık, dile kolay; bunca satır dayan ama bir nokta da yık bütün şifreni. Sanki ideal bir düşünceyi Sempatik ve makyavelist bir ideolojiyle yıkıyorsun hain bir pişmanlıkla, Kendi aklına aklın ermez oluyor, duygunun akılsal olduğunu söylemekle bir. Reel politika merceğinden bakan duygusuz bir politikacısındır artık Gelmiş geçmiş bütün rezaletlere rahmet okutuyordur öz tabiatın Anlarsın ki, modernleşme karşısında kara gömleğini hiç çıkarmayanlardan yoktur farkın. Veya güçsüz gördüğüne kafa tutan bir anti mert ya da Azınlık oyu ile çoğunluk iktidarını yakalamış sahte bir demokrat Artık yaşananlar yaşamak değildir, Yaşam biçimini değiştirecek bir dizi önlem paketidir. Bütün bunların yanında bitmiş bir ilişkinin figüranı değil, esas kadını olması korkutur onu Tüm hakları evliliğe ait kısa alıntılar adamıdır artık Kopyalanamaz ve kullanılamaz… Sonsuz ciddiyeti ve kuşku uyandırmaz mazi yarası ve masumiyetle örülü hayatı Yaşamak telaşında ısınırken kendi kendine, Şimdi nereden çıktı O, ilikleri donuyor bunu bil. Aşkın direnişi görmek istemiyor onu bir ara sokakta, Artık anti mert bir gösteri zorba baskısıyla. Fedakârlığa dair mitler de yetmiyor … Bellekte en güzel yerde saklanmaya mahkûm tek yanlı bir yığın anı Ve yaşanmışlık kokan eski bir ayakkabıdır artık elvedaya koşan Kişisel tarihlerin hafızalardan silinmeyecek geleceksiz ve öksüz zamanı.