Kış Turizmi’nin göz bebeği Uludağ’ı, yeşilliği ve denize yakınlığı ile güzel şehir Bursa’da, Ermenistan’ın Cumhurbaşkanı gelecek diye oldukça hareketli saatler yaşandı. Polisler, kilometrelerce cadde ve sokaklarda elli metre aralıklarla ikişer kişilik nöbetleriyle uzun süre ayaktaydılar..
Arabamla sağa döneceğim, polislerin, “Yassak!”, sola döneceğim yine “Yassak” sözcükleriyle orta şeritten yoluma devam etmek zorunda kalıyorum. Stadın yakınından geçmek ise, ne mümkün!... Herkesin elinde Türk ve Azeri bayrakları dalga dalgaydı… Aklıma, Erdoğan’ın New York sokaklarında korumalarıyla kırmızı ışıktan geçerek otele yüz metre yürümesi geliyor… “Bu ne yaman çelişki” diyerek, gülsem mi, kızsam mı, çelişkisiyle, bende kırmızı ışıkta duruyorum.
Ve maç başlıyor, hakemin son düdüğüne kadar seyirci, susmak bilmiyor…
Maçı, sağlı sollu ataklardan gelen iki golle kazanıyoruz!..
Dünya Kupası’na katılamamanın burukluğu, Terim, futbolcular ile Türk Milletinin yüzüne yansıyor…
Ermeniler, yenilseler de umurlarında değil. Onlar, sınırlarının açılma beklentilerinden mutlu ve umutlu… Peki, Azeri soydaşlarımız? Onlarda, Karabağ ve Türkiye- Ermenistan yaklaşımından tedirgin… Barış ise, Karabağ ve sınırların açılmasında düğümleniyor…
Azerbaycan’ın on beşe yakın milletvekil heyeti Meclisimizi arşınlıyor. Hükümetleri, ise, “Türk Şehitleri Anıtı”ndaki bayrağımızı indiriyor. Dengeler bozuluyor, “Küstüm, Küstüm!..” türküsü yanık çıkıyor… Dostumuz ve gardaşımız, İlhan Aliyev doğalgaz kartını önere sürerek; “ Azeri doğalgazının başka yollardan Avrupa’ya ulaştırabiliriz.” Diyor…
İşte siyasetin “ Pamuk İpliği” bu olsa gerek.
Bugünlerde ülkemizde, “Açılım”, “ Mektup”, “Telefon” “Kamera” derken, liderlerin beklenen büyük buluşması, “Sırlar Perdesi”ne döndü. Anlayacağınız vatandaşımızın kafası oldukça karıştı. “Mutlu muyuz, mutsuz mu?” bilen yok.
Mutluluktan söz açılmışken, bakınız mutluluğu nasıl tarif ediyorlar..
Evini, bir parti sonrası temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan; Birçok arkadaşın var demektir.
Faturalarını ödeyebiliyorsan; Bir işin var, demektir.
Pantolonun biraz sıkıyorsa; Aç kalmıyorsun, demektir.
Gölgen seni izliyorsa; Güneş ışığını görüyorsun, demektir.
Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan; Konuşma özgürlüğün var, demektir.
Akşamları kendini yorgun hissedip, bacakların da ağrıyorsa; O gün, ücretli olmuşsundur.
Yanındaki kişinin konuşmasından rahatsız oluyorsan; Duyuyorsun, demektir. Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa; Isınıyorsun, demektir. ( Zamları kafana takma!..)
Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırın varsa; yığınla elbisen vardır. Ve tüm bunların farkına varabiliyorsan; “MUTLUSUN” demektir.
Birde, eğer Başbakan, Baykal’ın TV’ler karşısında, Türk milleti huzurunda,”Açılımı” hatta Türkiye’nin çok önemli konuları hakkında görüş alış-verişinde bizleri de bilgilendirirlerse, daha da mutlu olacağız, dimi?
Ha evet bende hemfikirim hocam güzel
bir konuya değindiniz yine her zamanaki gibi.
Zaman tımarhane zamanı diyelim benim
benzetmemle ÇÜNKİ önceden osmanlıydık ol
diyorduk oluyordu, sonra koyun olduk güdüldük.
şuan ise tımarhanede hastalarıyız hangi hapı
verip uyutucaklar hangi iğneyle ehlileştircekler
onlar biliyor hakkımızda raporları hazır, bizler
sadece süremizi beliyoruz. Yada silkinip
YA NE OLUYORUZ demeyi.Kaderci bir toplum olduk artık
Hakkımızda hayırlısı...