"Söz konusu vatan olunca gerisi teferruattır" diyor Büyük Atatürk.
İçinde bulunduğumuz ortamda artık söz konusu olan vatandır. Vatanın ne demek olduğunu vatansız kalan milletler iyi bilir.
Vatansızlığın ne demek olduğunu "Öz yurdunda garip, öz yurdunda parya" olanlara sormak lazım.
Toprakları parça parça satılıp üzerinde İsrail devleti kurulan Filistinliler iyi bilir.
Vahşi batı tarafından soy kırımına uğrayan Amerika'nın asıl sahibi kızıl derililer de iyi bilir.
Ermeniler tarafından işgale uğrayan Karabağ'daki Azeriler, Rus işgali altında inim inim inleyen Çeçenler ve Kızıl Çinin işgali altındaki doğu Türkistan'da yaşayan soydaşlarımız da iyi bilir.
Gerçekten söz konusu vatan mıdır?
Ne diyor Genel Kurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt; "Türkiye Cumhuriyeti; kurulduğundan bugüne, aynı anda bu kadar çok yönlü ve ciddi tehdit altında olmamıştır" O halde durum gerçekten vahim ve ciddidir.
İzmir Valisi kambur İzzet Paşa; vatan severlerin uyarılarına rağmen, İngiliz gemileri refakatinde Yunanlıların İzmir'e asker çıkardığı ana kadar inanmamıştı.
O da, bugünküler gibi bütün uyarılara paranoya diyordu. Yunan askerlerini karşısında görünce kafası dank etmiş, ama iş işten geçmişti.
Atatürk Gençliğe Hitabesinde; "iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler." diyor. Bu sözün başını ve sonunu biliyorsunuz.
Bu gün durum aynı değil mi?
Kimilerine göre paranoya olsa da, artık biz Türkiye Cumhuriyeti varlığının, milletin birliğinin bir tehdit altında inanıyoruz.
İzmir'de Yunan'a ilk kurşunu atan Şehit Gazeteci Hasan Tahsin örneği önümüzde dururken daha fazla susamazdık. O, Şehit olacağını bile bile, koskoca Yunan ordusuna kurşun sıkarken, Türk varlığına yönelen tehditler karşısında milletimize uyarı görevi yapmamız milli bir görevdir.
O halde 4 yıl önce "NOKTA" diyerek son verdiğimiz yazılarımıza tekrar başlamamız kaçınılmaz bir görev olmuştur.
Bu görev, 22 Temmuzda oy kullanacak herkes için ama yönetici durumundaki Türk Milliyetçisi ve Atatürkçü olduğunu söyleyenler için daha da kaçınılmazdır.